Günümüzde depresyonu yetişkinlerde gördüğümüz klasik belirtilerle bilir ve tanımlarız. Yetişkin depresyonu; çökkün duygudurum, etkinliklere karşı belirgin ilgi azalması, yeme isteğinde artma veya azalma, uykusuzluk veya aşırı uyuma isteği, psikomotor yavaşlama veya ajitasyon (kontrolsüz tepkiler), değersizlik ve uygunsuz suçluluk duyguları, odaklanmakta güçlük çekme ve düşünme eyleminde yavaşlama, yineleyici intihar ve ölüm düşünceleri, günlük hayatta işlevselliğin düşmesi gibi belirtilerle karakterizedir (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013). Oysa söz konusu çocuklar olduğunda çoğu zaman depresyonun klasik belirtilerini görmeyiz, çocukluk çağında depresyonun görünümü maskeli bir nitelik kazanır. Çocukluk çağı depresyonu; somatik belirtiler (tıbbi bir bulgu olmaksızın kusma, karın ağrısı, baş ağrısı, sindirim bozuklukları gibi rahatsızlıklar), uyku sorunları, aşırı hareketlilik veya hiperaktivite, dikkat eksikliği, akademik başarısızlık, beslenme bozuklukları (az veya çok yeme), öfke krizleri, sıklıkla kaza geçirme, sık düşmek, sık yaralanmak, sık ceza alma, suça eğilim, hırsızlık, okula gitmek istememe, bağımlılıklar gibi belirtiler altta yatan depresyonun göstergeleri olabilmektedir. Bu semptomların ortaya çıkması çocuğun akademik ve sosyal alanlarını etkilemekte, gündelik hayata uyum düzeyi düşmekte ve sıklıkla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Öğrenme Güçlüğü, Davranış Bozukluğu gibi çeşitli tanılar alarak esas problemin gözden kaçmasına yol açabilmektedir (Zabcı ve Erol, 2021).
Psikanalitik bakış açısına göre depresyon bir kayıp sorunsalıdır fakat bu güncel bir kayıp karşısında yaşadığımız yas süreci ile karıştırılmamalıdır. Kişinin hayatında güncel bir kayıp olduğunda kişi bu kayba karşı normal olarak bir yas süreci yaşar, bu süreçte depresif belirtiler görülebilir ve yas süreci tamamlandığında bu belirtiler ortadan kalkar kişi normal haline geri döner. Depresyonda ise bilinçdışı bir nesne kaybı vardır, kişi bu yaşadığı kaybın bilinçli olarak farkında değildir (Freud, 1915). Dolayısıyla depresif belirtiler bunun sonucu olarak yaşantılanmaktadır. Erken dönem anne&bebek yaşantıları, annenin ruhsal durumu ve kapsayıcı işlevi, çocukta ortaya çıkabilecek depresif belirtilerle oldukça ilişkilidir ve bireyin kayba karşı dayanıklılık kapasitesini hazırlayan şeydir.
Çocuk psikolojisinde birçok açıdan koruyucu işlevlerden biri olan Kapsayıcı İşlevin eksikliği, annenin, çocuğun olumsuz duygulanımlarını anlamlandıramaması ve dönüştürememesi, çocuğa karşı kayıtsız kalma, uzaklaşma ve uzaklaştırma, fiziksel ya da sözel şiddet, çocuğun duygulanımları ya da eylemleri karşısında ebeveynin çökmesi, nesil farkının ortaya koyulmayışı gibi davranımlardır. Bu eylemlerin varlığında çocuklardaki depresif semptomların anlamlı şekilde arttığı gözlemlenmektedir (Zabcı ve Erol, 2021).
Depresyona bir başka bakış açısı da genetik ve biyolojik bir depresif duygulanım yatkınlığını savunan görüştür. İlaç endüstrisinin de güçlü bir şekilde desteklediği bu görüş, bireyi sadece tek bir yönden, organik bir varlık olarak ele almakta ve kişinin ruhsallığının dinamikliğini, yaşantılar sonucu şekillenen ruhsal yapı ve duygulanımları göz ardı etmektedir. Oysa bu kişilerin yaşam öykülerine baktığımızda travmatik erken dönem yaşantıların izlerini fark edebiliriz (Zabcı, 2022). Dolayısıyla ruh sağlığı uzmanları tarafından kapsamlı bir değerlendirme ve sağaltım süreci olmadan sadece ilaç kullanımı yeterli sonuç vermeyecektir. Özellikle de çocuklar söz konusu olduğunda yaş küçük ve ruhsal yapı henüz tam olarak yapılanmamışken yani onarım daha mümkün iken psikoterapi süreci sürdürülmelidir.
Psikanalitik bakış açısına göre, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Öğrenme Güçlüğü, Davranış Bozukluğu gibi tanılar birer hastalık değil, semptomdur yani altta yatan bir ruhsal problemin sonucu olarak ortaya çıkarlar, dolayısıyla bu gibi tanıların altında depresyon ihtimalinin yatabileceği unutulmamalıdır. Birbirinden farklı psikolojik spektrumlar aynı semptomları üretebilir, bu sebeple ilgili ruh sağlığı uzmanı tarafından patoloji dikkatli bir şekilde saptanmalıdır ve ona uygun olarak sağaltımı için çalışılmalıdır.
Freud S. (1915). “Yas ve Melankoli.” Metapsikoloji içinde. (Çev. Emre Kapkın, Ayşen Tekşen Çapkın), İstanbul,Payel Yayınları, 2002.
Zabcı N., Erol E. (2021). 3-7 Yaş Çocukların Depresif Semptomları ile Annelerinin Kapsayıcı İşlevleri Arasındaki İlişki. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 2021, 8(3), 510–534.
Amerikan Psikiyatri Birliği, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan, çev. Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2013.
Zabcı Neslihan. “Çocukluk Çağı Depresyonu.” Eksiklik, Ayrılık ve Ötesi, Psikanaliz Defterleri 5, Çocuk ve Ergen Çalışmaları. İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2. Basım, 2022.
