Enürezis (Alt Islatma Problemi), çocukluk çağında sıklıkla karşılaşılan kronik hastalıklardan biridir (Öy vd., 1996; Aras, Ünlü ve Taş, 2007; Durukan vd., 2011; Aktepe vd., 2010; Birdal, 2014). DSM-5 Tanı Kriterleri’ne göre; başka bir sağlık durumuyla ilgili olmaksızın istemli veya istemsiz olarak gece, gündüz ya da hem gece hem gündüz yatağa ya da giysilerine yineleyen şekilde işeme ile karakterize olan enürezis tanısı için kişi kronolojik olarak beş yaşından büyük olmalıdır, ardışık 3 ay boyunca ve en az haftada 2 defa idrar kaçırma probleminin görülmesi gerekmektedir (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013).
Enürezisin ortaya çıkış nedenlerine dair birçok görüş bulunmaktadır. İdrar kaçırma problemine sebep olabilecek genetik, bedensel ve ruhsal olmak üzere birçok faktör rol oynayabilmektedir ancak tüm açılardan bakıldığında ortak nokta çocuğun aşırı dolan mesanesinin çocuğu uyandırmaya-uyarmaya yetmemesi ve detrüsör kasların sorumlu olduğu idrarı depolama ve boşaltma işleminin tam olarak gerçekleştirilememesidir (Neveus, 2011; Birdal 2014). Ancak beş yaşından küçük çocuklarda idrar kaçırmaları henüz kas gelişimi devam ettiği için normal olarak kabul edilmekte bu sebeple tanı kriterlerinde de beş yaş baz alınmaktadır.
Genellikle bu problemi yaşayan çocukların aileleri, idrar kaçırma problemini çocuklarının derin uyumalarına ve uykularının ağır olmasına bağlama eğilimindedir ancak yapılan çalışmalar bu problemi yaşayan ve yaşamayan çocukların uyku EEG’lerinde herhangi bir fark görülmediğini açıklamaktadır (Meneses, 2001; Akman, 2012; Ertan ve Karaboğa 2012; Birdal, 2014).
Diğer bir eğilim de ailelerin, çocuklarının fazla miktarda sıvı alıyor olmasından dolayı kaynaklanan bir problem olduğunu düşünmeleridir ancak bu konunun alınan sıvı miktarıyla alakası yoktur çünkü alınan miktar ne olursa olsun mesane kaslarının gelişmesiyle birlikte çocuğun zaten kontrol edebilecek durumdayken edememesi ve idrar kaçırmanın gerçekleşmesi durumu söz konusudur.
Enüretik çocukların ruhsal boyuttan incelenmelerinde psikanalitik bakış açısından bazı görüşler önemli yer tutmaktadır. Donald Winnicott, enürezisin normal bir halden dementia precoxa (şizofreni) kadar çok çeşitli psikolojik tanılarla ilişkili olabilir ve ancak enürezisle ilgili düşlemin çalışılması ile bu rahatsızlığın tedavi edilebileceğini belirtmiştir (Winnicott, 1936; Birdal, 2014). Buna göre, aslında çocuğun ya da kişinin bir ruhsal problemi vardır ve alt ıslatma bu probleme ek olarak, bir semptom niteliğinde ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, enürezis DEHB, öğrenme güçlüğü, davranış bozukluğu, karşıt gelme bozukluğu, fobi bozukluk, kaygı bozuklukları gibi tanılarla birlikte de görülebilmektedir.
Persistan (devamlı) enürezis durumunda yatak, anne bedenini temsil etmekte ve yatağı ıslatma yoluyla bilinçdışı düşlemde annenin bedenine zarar verilirken gerçekte anne bedeninin hasardan korunmuş olduğunu ifade eder (Winnicott, 1936; Birdal, 2014).
Enüretik çocuklar hakkında Katan’ın görüşleri de enürezisin ruhsal nedenlerine dair önemli bir yer tutmaktadır. Katan’a göre enürezis ile travma deneyimi arasında bir ilişki vardır ve çocuğun bu travmatik deneyimden sonra regrese olmasıyla bu problem ortaya çıkar. Örneğin, tuvalet eğitimi tamamlanmış bir çocuğun sevilen bir nesnenin kaybından sonra regrese olarak yeniden altını ıslatmaya başlaması, kardeş doğumuyla birlikte gerileyerek yeniden alt ıslatmaya başlayan çocuklar, ödipal dönem ile birlikte (3 yaş dolayları) cinsiyetler arası farkın keşfedilmesi travmatik bir rol oynayarak kastrasyon kaygısını arttırması sebebiyle alt ıslatma meydana gelebilmektedir. Ayrıca bir tedavi veya cerrahi operasyon yaşantılanması sonucunda ortaya çıkan enürezis olgularını da çocuğun yaşantıyı bir kastrasyon olarak yaşantılayabiliyor olacağından bahsetmiştir (Katan, 1946; Birdal, 2014).
Ebeveynler tarafından sıklıkla çocukların aldığı sıvı miktarını günlük olarak kısıtlamak, sulu şeyler yedirmekten kaçınmak ve katı gıdaya yönlendirmek, uyku saatinden saatler önce sıvı alımını kesmek gibi yöntemler enürezis tedavisi olarak denenmektedir. Ancak bu gibi yöntemlerle çocuğun aldığı sıvı miktarını denetim altında tutmak çalışmalarca kanıtlanmış değildir (Buluğ, 2009; Birdal, 2014). Öte yandan çocuğa ihtiyacı olanı vermemek, sıvıdan mahrum bırakmak ve kısıtlı tipte beslenmeye geçirmek hem bedensel hem de ruhsal olarak daha kötü sonuçlanacak bir tutum izlenmiş olur.
Ebeveynler tarafından çoğunlukla izlenen diğer bir yol ise gece belirli saat aralıkları ile çocuğu uyandırmak, tuvalete götürmek ve bu sayede durumu kontrol altına almaya, çocuğu alıştırmaya çalışmaktır. Ancak bu yöntemden ebeveynler çocuğu gece kaldırdığı müddetçe sonuç alınmakta, bırakıldığında ise alt ıslatma problemi tekrar meydana gelmektedir. Çocuğun kendi iradesiyle bedenini yönetemediği, kendi bedeninin sahibi olamayan ve otonomi kontrolü olmayıp, bedeniyle ilgili konularda ebeveynlerine yaslanan çocuklarda enürezis olgusu sık görülebilmektedir.
Durumun ruhsal boyutu söz konusu olduğunda, alt ıslatma problemi beş yaşından itibaren normal değildir ve farklı bir psikolojik problemin habercisi olabilmektedir. Vakit kaybetmeden ilgili ruh sağlığı uzmanı ile görüşülmesi önerilir.
Birdal, S. (2014). Enürezis Tanısı Almış Çocukların Ruhsal İşleyişlerinin Projektif Testlerle Değerlendirilmesi
Katan, A. (1946). Experiences with enuretics, Pscyhoanalytic Study Of The Child, 2: 241-255.
Winnicott, D.W. “Clinical: D. W. Winnicott. ‘Enuresis’”, ‘British Medical Journal, May 2nd, syf 903. Int J Psycho-Anal, 1936, 18:58-59.
